DOG DAY AFTERNOON

Standard

Şu günler yeniden azan Sidney Lumet sevdamla geçen gün ustanın tartışılmaz şaheseri ve Amerikan sinemasının bence altın çağı acımasız 70lerin en önemli filmlerinden biri Dog Day Afternoon’u bir kez daha ziyaret ettim. Banka Soygunu Sineması alt türünü neredeyse kendi başına yaratan ve vizyona girdiği günden beri bin bir taklidinin gerilim, drama ve komedi arasındaki muazzam dengeyi aynı başarıyla tutturamadığı Dog Day Afternoon’u bilmemkaçıncı izleyişimde bu sefer Lumet’in karanlık olduğunu kadar doğal bir yaklaşımla sunduğu insan komedisinin filmin bütününü ne kadar etkilediğinin farkına vardım.

Dog Day Afternoon, çekildiği 1975 yılında nadir olan, fakat şu günler her kendini beğenmiş yönetmenin en kısa yoldan artistik inandırıcılık kazanmak için umarsızca yalama ettiği belgesel stili gerçekçiliği ile hatırlanan bir gerilim. Lumet, beceriksiz iki banka soyguncusu Sonny (Al Pacino) ve Sal’in (John Cazale) gerçek bir soygundan uyarlanmış hikayesine olabildiğince gerçeklik aşılamak için zamanında duyulmamış yöntemler kullanıyor. Açılış jeneriği hariç hiç dış müzik kullanmaması (Şebeke’de de başarıyla kullandığı bir yöntem), tansiyonun yükseldiği sahnelerde el kamerası kullanması ve hatta Sonny’nin eşi Leon ile yaptığı yürek burkan telefon konuşmasının iki tarafını birden aynı anda canlı telefon bağlantısı ile çekmesi…

Lumet her ne kadar belgesel tarzı bir yaklaşım edinse de bu stilin cılkını çıkarmıyor günümüz yönetmenleri gibi. El kamerası ve hızlı montaj gibi teknikler hikayenin tansiyonunun akışına göre hızlanıp yavaşlıyor. Karakterlerin içinde bulundukları zorluklara kıyasla sakince konuştukları sahnelerde Lumet, kamerasını gereksizce sağa sola oynatmıyor. Fakat yeri geldimi de en kinetik aksiyon yönetmenine taş çıkarıyor, Sonny’nin pencereden ateş etmesinden sonraki hızlı montajda mesela.

Fakat daha önce bahsettiğim gibi bu izleyişte filme bayağı ağırlığını koyan komedisinin zorlama absürd durumlardan değil de, ne kadar doğal insan davranışlarından oluştuğuna dikkat ettim. Filmin neredeyse kırk yıl sonra halen türünün klasiklerinden biri olarak anılmasının en büyük sebepleri arasında bence Lumet’in yarattığı bu doğal atmosfer önde. Her ne kadar gülsek te senaryoda oluşan bütün komik an, insan denen garip varlık konu olduğunda gerçekten yaşanabilecek olayları aktarıyor bence. Bu anların gerçek soygun sırasında oluştuğunu sanmıyorum, ama önemli olan oluşabileceğine inanıyor olmamız seyirci olarak.

Soygun sırasında bankada çalışan kızlardan birinin kocasının arayıp “Daha ne kadar sürecek soygun?” diye sorması, Sal’in elinde taramalı tüfekle uçmaktan korktuğunu itiraf etmesi, kameralar önünde Sonny’ye pizza getiren çocuğun “Ben bir yıldızım!” diye takla atması…

Filmin oyunculuğu, özellikle Al Pacino performansı hakkında çok yazıldı ve Pacino, kendisine gelen bütün övgüyü hakediyor. Doğal oyunculuğa erişmek isteyen aktörlerin üst üste izleyip ders almaları gereken bir performans bu. Sıra aramızdan çok erken ayrılan John Cazale’ye gelince en azından geride Baba 1 ve 2, Dog Day Afternoon ve Deer Hunter gibi şaheserler bırakmasıyla avutuyoruz kendimizi. Dürüst olalım, 50 yıl uğraşsa bu kadar etkileyici bir özgeçmişe sahip olamayan binlerce aktör var dünyada.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s