Never Let Me Go ve Korkak Bilim-Kurgu

Standard

Fundementalist bir bilim-kurgu hayranı olarak ne işe kalkıştıklarını bilmeden bu türe atlamaya karar veren yazarlara ve sinemacılara hep biraz gıcık olmuşumdur. Bu öngörünün sebepleri arasında en önde geleni genelde drama romanları veya filmleri ile tanınan isimlerin konu bilim-kurgu olunca türün getirdiği kuralları yok sayıp, klasik bir bilim-kurgu değilde “kendilerine ait bilim-kurgu” oluşturmaya kalkışmaları.

Genelde başka türlerle tanınan isimlerin bilim-kurgu denemeleri her zaman başarısız sonuçlara yer vermiyor tabi ki. Genelde dedektif romanlarıyla tanınan P.D. James’in Children of Men kitabı ve kariyerinde çoğunlukla drama filmleri bulunan Alfonso Cuaron’un muazzam film adaptasyonu azınlıkta kalan örneklerden.

Geçen yıl vizyona girmiş olan Never Let Me Go ise sırf fragmanları ile bende “kendine ait bilim-kurgu” izlenimi yarattığı için izlememiştim. Film, bazı saygıdeğer eleştirmenler tarafından bayağı alkış alınca bir şans vermeye karar verdim ve ne yazık ki beklediğimi buldum.

Her hangi bir bilim-kurgu hikayesinin işe yaraması için ilk olarak yazarın/sinemacının yarattığı dış dünyanın kendi kurallarına sahip sağlam detaylarlarla oluşturulması lazım. Bu tür konu olunca basit kural her zaman “dış dünya ilk, iç dünya sonra” olmuştur. Children of Men’e bakarsak Cuaron, ilk olarak çocukların bulunmadığı evrenini detaylarıyla yarattıktan sonra ana karakteri Theo’nun ruhsal evrimini ekrana aktarıyor.

Fakat daha önce bilim-kurgu ile haşır neşir olmamış klip yönetmeni Mark Romanek’in drama kitapları ile tanınan yazar Kazuo Ishiguro’nun çok satan kitabını ekrana aktardığı Never Let Me Go, her ne kadar konusu edindiği klon karakterlerin iç dünyalarına başarılı bir biçimde odaklansa da, bariz kurallara ait bir evren yaratamadığı için tuzla buz oluyor.

Filmin Carey Mulligan ve Andrew Garfield’in başını çektiği güçlü performanslardan destek alan, genç yaşta ölmek zorunda olduklarını bilen klonların trajedisi gayet etkileyici bir biçimde yaratılıyor ama seyirci olarak aklımızda her zaman oluşan sorular yüzünden bir türlü hikayeye kendimizi veremiyoruz:

Never Let Me Go’nun yarattığı evrende klonlar bir hapiste bulunmuyor veya bu karakterlerin kaçmalarını engelleyecek elle tutulur bir sistem yok. Sadece eve giriş-çıkışlarını takip eden bir barkod sistemi gösteriliyor. Bunun dışında bütün klonlar arabaya binip istedikleri yere gidiyorlar. Peki eğer erken yaşta organlarını verip ölmek istemiyorlarsa neden kaçmayı akıllarına getirmiyorlar?

Filmin hikayesinde klonların neden kaçmadıklarına dair bir bilgi yok. En basitinden “klonların hep bir serum ile enjekte edilmesi lazım, bu serum olmadan yaşayamazlar” gibi bir motivasyon bile işe yarayabilirdi. Ama özgürce etrafta dolaşıp bir an bile kaçmak istememeleri?

Belki filmin uyarlandığı romanda bu sorulara elle tutulur bir cevap vardır, bilmiyorum. Fakat şimdilik Never Let Me Go, korkak bilim-kurgu listeme giriyor.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s